VİYANA GEZİ REHBERİ

Viyana çok farklı tatilleri size sunan bir şehir; tarih,sanat, kültür, mimari her-şey bu güzel şehrin içerisinde saklı. İlk bakışta klasik bir Avrupa şehri gibi görünmesine rağmen tarih kokan binaları, düzenli sokakları, görkemli binaları, her yerden kulağınıza gelen klasik müzik tınıları ile kendine has halleri ile sizi büyülüyor. Hele ki gidişiniz Chirstmas dönemine denk geliyorsa bu büyülenmenin sınırlarını çok genişletmek gerekiyor çünkü Christmas Market tutkunları için burası bir cennet. Haydi başlayalım!

Viyana’ya Gidiş:

Viyana için hemen hemen her havayolunun uçuşları mevcut. Önceden bilet alırsanız veya kampanyaları takip ederseniz, baya uyguna gidebileceğiniz bir Avrupa ülkesi.

Biz bu defa THY’nin Cuma akşamı 11:50’de olan uçuşu ile gidip, Pazartesi sabah 13:25 uçuşu ile de döndük. Aramızdaki saat farkından dolayı gidişte neredeyse hiç zaman kaybetmemiş olduk indiğimizde saat 12:25 idi.

Havaalanından Otele Gidiş:

Viyana da pek çok Avrupa ülkesi gibi toplu taşıması iyi olan ülkelerden biri. Dolayısıyla havalaanından gideceğiniz yere ulaşmak hiç de zor değil. Taksiye çok daha fazla para ödemenize gerek yok. Ama ben yine sizin için tüm opsiyonları aşağıda yazdım.

Eğer taksi ile şehir merkezine gidecekseniz ortalama 35-45€civarı tutuyor.

CAT denilen trenleri kullanmak isterseniz eğer tek yön 11€,gidiş dönüş 19€ olacak şekilde biletlerinizi alabilirsiniz. Bu şehir merkezine varış için sanıyorum ki en kısa yol. Havaalanından Wien Mitte yaklaşık 16 dakika sürüyor. Daha detaylı bilgi için internet sitesini buraya bırakıyorum.

RAILJET adlı trenler de her yarım saatte bir kalkan şehir merkezine ulaşmak için kullanabileceğiniz bir başka seçenek. Yolculukta yakşlaşık olarak yarım saat sürüyor. Biletler tek yön 4,20€. Daha detaylı bilgi için internet sitesini buraya bırakıyorum. 

VAL (Vienna Airport Lines) da bizim kullandığımız otobüsler. Şehrin 3 farklı noktasına giden hatları bulunuyor. Her yarım saatte bir havalanın hemen çıkışındaki duraklardan kalkıyor. Hangi numaraları duraktan kalktığına çıkıştaki ekranlardan bakabiliyorsunuz. Tek yön 8, gidiş dönüş alırsanız 11€. Yine daha detaylı bilgi için websitesini buraya bırakıyorum. 

Konaklama:

Viyana’da pek çok otel, ev, hostel mevcut ancak biz Christmas döneminde gittiğimiz için neredeyse tüm oteller doluydu ya da fiyatlar inanılmaz derecede yüksekti. Kaisers Inn evlerinde kaldık biz. ()Şehir merkezine yaklaşık 5 km civarında. Biz yurt dışını aynı zamanda bir yürüyüş aktivitesi olarak gördüğümüz için her yere yürüyerek gittik. Kaldığımız süre boyunda 65 km yürüdük o nedenle 5 km bizi çok yormadı.

Otelden fazlası ile memnun kaldık. Tertemizdi, sıcak su ve ısıtma çok iyiydi. Küçük ve kullanışlı bir mutfağı vardı. Kahvaltılarımızı otelde yapabildik bu sayede. Yürüme kısmı da bizim için çok sorun olmadı açıkçası o yüzden şiddetle tavsiye edebilirim. Daha fazla bilgi ve fotoğraflar için linkini buraya bırakıyorum. 

Ama sizler daha önceden yapılmış planlı bir araştırma ile Inner Square bölgesinde kalabilirsiniz zira burası şehrin kalbi durumunda.

Gezdiklerim!

Müzeler

Baştan söylemem gerek çünkü Viyana’da müzeler gezerek bitmiyor hele ki detaylı detaylı zaman ayırarak gezmek okumak sindirmek istiyorsanız baya bir zaman ayırmanız gerekiyor. Naçizane gezip gördüklerimiz ve yorumlarımız aşağıda!

Leopold Museum: Museumquarter içerisinde bulunan 2001 yılında açılmış içerisinde Schiele’nin 40’dan fazla tablosunun ve 190’nın üzerine çalışmasının bulunduğu müze. Bu okuduğumuz bilgilere göre dünyanın en büyük Egon Schiele koleksiyonu anlamına geliyor.

Leopold Müzesi

Egon Schiele genellikle sulu boya ve kurşun kalem kullanarak çalışmalarını yapmış. Çizimlerinde hastalıklı insanlar ve bozuk vücutlar hakimdir, buna rağmen kişilerin yüz hatları belirgindir ve çokça erotik figürler kullanmıştır. Genel olarak parası olmadığı için bulduğu her kağıda resim yapmıştır. Günümüzde dışavurumculuk akımın önemli ressamlarından sayılır.20 yaşında başlayan sanat yaşamı 28 yaşında hayatını kaybetmesi ile son bulmuştur. Giriş için sergilere göre pek çok farklı seçenek olmasına karşın full gezi için bilet aldığınızda fiyatı 13€.

MUMOK: Museumquarter içerisinde yer alan Orta Avrupa’nın en büyük modern ve çağdaş sanat müzesidir. Klasik-modernizm ve pop-art gibi değişik tarzları bir araya getiren bir müzedir. Pablo Picasso, Andy Warhol, Franz West, Claes Oldenburg, Roy Lichtenstein gibi hem uluslararası hem de Avusturya’lı pek çok sanatçıya ev sahipliği yapar.

MUMOK (fotoğraf https://www.mumok.at alınmıştır.)

Müze Peter Ludwig ve eşinin müzeye bağışladığı 230’dan fazla eserle 1981 yılında açılmıştır. 2001 yılından itibaren de Avusturyalı mimarlar Ortner & Ortner tarafından tasarlanmış şuan ki binasında bizlerle buluşmakta. Giriş ücreti 12€.

Naturhistorisches Museum: Değerli taşlara ve mineraller,fosiller, dinazorlar, meteorlar ve nesli tükenmiş/tükenmekte olan hayvanlar gibi pek çok farklı bölümü olan Türkçe adı ile Doğa Tarihi Müzesidir. Özellikle çocukların ilgisini çekebilecek bir müze. Giriş ücretleri 12€.

Kunsthistorisches Museum: Dekoratif sanatlar ve güzel sanatlar alanlarında dünyada oldukça önemli bir yeri olan Sanat Tarihi Müzesi’dir. Sahip olduğu koleksiyon ve mimari olarak oldukça görkemli bir müzedir. Müze 1891 yılında aynı ismiyle Viyana Sanat Tarihi Müzesi olarak Avusturya-Macaristan İmparatoru 1. Franz Joseph tarafından açılmıştır. Habsburg Hanedanlığı’nın yüzyıllar boyunca topladıkları eşsiz eserler barındırıyor. Aynı zaman da Mısır ve Yakındoğu Koleksiyonu, Yunan ve Roman Antik Koleksiyonu,Madeni Paralar Koleksiyonu, Dekoratif Sanatlar Koleksiyonu ve Kütüphane bölümlerini de yine bu müzede bulabilirsiniz. Giriş ücreti 15€.

Albertina Museum: 65.000’den fazla çizimin yanı sıra ağaçbaskı, taş baskı ve gravür gibi tekniklerle yapılmış bir milyondan fazla baskı eseri ve bir o kadar da modern grafik çalışmalardan oluşan koleksiyonu ile dünyanın en geniş ve en önemli grafik eser koleksiyonlarından birine sahip olan müze Viyana’nın en önemli sanat müzelerindendir. 17. yüzyılın ikinci yarısında inşaa edilen yapı 1745 yılında Avusturya-Macaristan İmparatoriçesi Maria Theresia’nın izniyle Emanuel Teles de Kont Sylva-Tarouca tarafından kişisel konutu olması amacıyla yeniden düzenlenmiş. Bu nedenle “Taroucca Sarayı” olarak adlandırılıyor. Saray daha sonra el değiştirerek Habsburg Hollanda’sı valiliğine getirilen Saxen-Teschen Dükü Albert’in sarayı olmuş ve bu tarihten günümüze kadar “Albertina Sarayı” olarak anılmış. 19.yüzyıl başından monarşinin sona erdiği 1918 yılına değin Dük Albert ve onun soyundan gelen Arşidükler Karl, Albrecht ve Fredercik’e hem konut ve hem de sanat koleksiyonlarının muhafaza edildiği bir mekan olarak hizmet vermiş. Albertina Sarayı barok mimarisini görebileceğiniz bir saray. II. Dünya Savaşı’nda 12 Mart 1945’te Viyana şehrinin son büyük bombardımanında ağır hasar gören saray ancak 1998-2003 tarihlerinde aslına uygun olarak restore edilebilmiş. Giriş 14€.

Avusturya Ulusal Kütüphanesi: Burası “Dünyanın en güzel kütüphaneleri” listelerinde hep en başlarda yer alıyor. Biz deneme fırsatımız olmadı ama öğrenci kartı olanlar içeri girmeyi deneyebilir hatta denemeli!

Saraylar

Hofburg İmparatorluk Sarayı: Başta Habsburg Hanedanlığı olmak üzere Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun birçok önemli kişisine ve hanedanına ev sahipliği yapmış. Hofburg Sarayı daha çok kışlık malikane olarak kullanılırken Schönbrunn Sarayı yazlık olarak tercih edilmiştir. Sarayda 4.659.852 tane tarihi eser yer alıyor. Fransız Kraliçelerinden Marie Antoinettebu sarayda dünyaya gelmiş. Saray 3 ana bölümden oluşuyor; Imperial Silver Collection, Sisi Museum ve Imperial Apartments.

Imperial Silver Collection kısmında çatal, bıçak, tabak gibi sarayın ihtişamlı eşyaları sergileniyor.

Sisi Müzesi, kraliçeleri Sisi’ye adanmış olan bölüm.Prenses Sisi Viyana tarihinde önemli bir yere sahip olan bir karakter. Prense Sisi olarak anılır ancak asıl adı Elisabeth Bavaria olan Münih doğumlu ve Bavyera dükü Maximilian Joseph’in kızıdır. Avrupa’nın en güzel kadınlarından biri olan ve Avusturya-Macaristan İmparatoriçesi olan Sisi’nin çok da imrenilesi bir hayatı olmamıştır. Sisi hayatı boyunca nevrotik bozukluklar yüzünden hiçbir zaman mutlu olamamış bir karakter. Hayatını da İtalya gezisi sırasında bir anarşist tarafından bıçaklanarak kaybetmiştir. Müzenin bu bölümüne dönecek olursak, Sisi’ye ait ayakkabıların, kıyafetlerin, manikür setlerinin ve eşyalarının sergilendiği bölümdür. Eğer ki bu bölümüm gezerseniz, Sisi’nin belinin inceliğine inanamayacaksınız.

Imperial Apartments kısmı da ise sarayın tüm zenginliğini, ihtişamını görmek mümkün.

Giriş 29,9€ ancak buna Schönbrunn Sarayı da dahil.

Schönbrunn Sarayı: Habsburg Hanedanlığı’nın yazlık sarayıdır. 1569’da, Kutsal Roma İmparatoru II. Maximilian, bir tepenin altında Viyana nehrinde büyük bir su ovasını satın aldı. II. Maximilian günümüzde sarayın bulunduğu bölgede kaynayan bir su görüp, sudan biraz içmiş ve tadını beğenerek, suyun üstüne bir çeşme yapılmasını emretmiştir. Çeşmeye de güzel çeşme yani Schönbrunn adı verilmiştir. Bahçeleri ve çeşmeleriyle tanınan 1200 odalı sarayın bahçesinde aynı zaman da hayvanat bahçesi mevcuttur ve bu hayvanat bahçesi Avrupa’nın en eskilerindendir. Schönbrunn Sarayı ve Bahçesi 1996 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edildi.

Belvedere Sarayı: Belvedere Sarayı, 1668-1745 yıllarında Savoy Prensi Eugen emri ile mimar Johann Lucas von Hildebrandt´a yaptırılmışdır. Yukarı ve Aşağı Belvedere Sarayı olarak iki parçadan oluşan barok yapılı sarayın iki parçası birbirine çok geniş ve göz alıcı bir bahçe ile bağlıdır. Landstrasse’de bugün müze olarak kullanılan yapılarda çok önemli tarihi tablolar da vardır. Yukarı Belvedere Sarayı´nın en önemli özelliği ise 15 Mayıs 1955’da Avusturya’nın II. Dünya Savaşı’n dan sonra özgürlüğüne kavuştuğu anlaşmanın burada imzalanmış olmasıdır. Aynı zamanda kalıcı sergiler bu bölümde sergileniyor. Aşağı Belvedere de ise geçici sergiler oluyor. Bu nedenle gitmeden önce hangi serginin olduğunu kontrol etmekte yarar var. İki bölüme birden giriş bileti 20€, Yukarı Belvedere ise 14€, bahçesini gezmek ise ücretsiz.

Karlskirche: Ünlü Karl Kilisesi’ne 1713 yılında İmparator VI. Karl’ın isteği üzerine adaşı ve 1576-1578 yıllarındaki cüzzam salgınında hastalanan kişilerin umudu olmuş Kardinal Karl Borromaeus adına yapılmak için ilk çalışmalarına başlanmıştır. Sunulan planlardan Johann Bernhard Fischer von Erlach adlı mimarin yaptığı çalışmalar beğenilmiş ve 1716 yılında da kilisenin yapımına başlanmıştır. 1723 yılında mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach’ın ölümü ile kilisenin geri kalanını oğlu Joseph Emanuel’in planda yaptığı bazı değişikliklerle 1737 yılında tamamlamıştır.

Stephansdom Katedrali: 1147 yılında inşa edilmiş olan,Viyana’nın en önemli simgesi durumundaki katedraldir. II. Kuşatma sonrası zaferi temsil eden ve Osmanlı askerlerinin ayaklar altına alındığını sembolize eden bir heykel vardır. Osmanlı İmparatorluğu tarafından tarihinde iki kere kuşatılmıştır. Birincisi 1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman Han, ikincisi ise1683 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından kuşatılmıştır. Her iki kuşatmada da iki tarafında büyük kayıpları olmuştur. İkinci kuşatma sonrasında ağır darbe alan Osmanlı İmparatorluğu’nun geri çekilişi Viyana’da yenilgi olarak kabul edilmiş ve bu yenilgiyi ölümsüzleştirmek adına Innere Stadt bölgesinde bulunan ve bulunduğu meydan ile aynı ismi taşıyan Aziz Stephan Katedrali’ne Osmanlı askerini ayaklar altına alındığı bir heykel yapılmıştır.Ayrıca Aziz Stephan Katedrali, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuşatmaları sırasında Viyana halkı için sığınak haline gelmiş, savaştan korunmak için katedralin içinde uzun süre kalmışlardır. Birçok savaşa tanık olan bu katedral, Viyana’nın özgürlük sembolü haline gelmiştir. İkinci kuşatmada geri çekilen Osmanlı İmparatorluğu’nun arkasında bıraktığı metal eşyaların toplanması ve toplanan metal eşyaların eritilmesi üzerine Türk Çanı olarak da bilinen ”Pummerin Çanı” yapılmıştır. 1711 yılında Çan ustası olan Johannes Archamer tarafından 300 farklı teçhizatın (Osmanlıdan kalan toplar, gülleler, kılıçlar ve diğer materyaller) eritilip, 316 santim çapında ve 22,5 ton ağırlığında dev bir çan haline getirilmiştir. 26 Ocak 1712’de katedralin güney kulesine monte edilen çan, II. Dünya Savaşının patlak vermesiyle ve Avusturya’nın, Amerika, Almanya ve Rusya gibi büyük devletlerin arasında savaşta kalmasından dolayı büyük hasarlar almıştır. Bu dönemde katedral de büyük hasarlar görmüş, çatısı yanmış ve Pummerin Çan’ı yere düşerek parçalanmıştır. Parçalanan çanın yerine Yukarı Avusturya Eyaleti’nin Sankt Florian kentinden yirmi ton ağırlığında olan ve yeniden ülkenin en büyük çanı haline gelen Pummerin Çanını yeniden yapmışlar. 1952 yılında yapımı biten çan, uzun uğraşlar sonucu 5 Ekim 1957 tarihinde bugünkü yeri olan kuzey kulesine konulmuştur. Çanın üzerine demirden yapılan yeniçeri başları ve II. Viyana Kuşatması’nı hatırlatan bir tablo yapılmıştır.

Yiyip-İçtiklerim!

Christmas döneminde  gittiğimizi için alsında hemen hemen her akşam Noel Pazarlarında langos, hotdog gibi sokak lezzetleri yiyerek geçiştirdik bizi öğünlerimizi. Ama tabii bir şinitzel meselesi var ki burada ona da parmak basmadan geçmedik!

Şinitzel: Viyana’da bir şinitzel dediği zaman herkes “Figlmüller” diye cevap veriyor. Firglmüller Inner Square de birbirine çok yakın 2 restoranı olan ve önünde daima upuzun kuyrukların olduğu bir restoran. Gidebilmek için aylar öncesinde rezervasyon yapmak gerekiyor. Eğer rezervasyonu atlamassanız tabi ki şinitzeli burada muhakkak yiyin. Ama bizim gibi rezervasyon işini atlamış kişiler için bir alternatif vereceğim ben: Cafe Elies.

CafeElies yine Viyana’nın Rathaus bölgesinde bulunan baya büyük bir restoran. Şinitzel, salata ve şarap üçlüsünü çok beğendik biz. Bu arada burasıda baya kalabalık bir restoran ve sıra beklemeniz gerekebiliyor. Ama korkutacak kadar uzun olmuyor sıralar bence şansınızı deneyin. Adresi; Josefstädter Str. 2,1080.

Bitzinger: Aslında bizim tabirimiz ile sosisli sandviç yani hotdog. Ancak peynir dolgulu bir sosisli 😊Biraz ağır ama soğukta ve tüm gün yürümenin üzerine bize bira ile çok iyi geldi. Bir nevi sokak lezzeti hemen hemen her köşe başında görebilirsiniz. Noel pazarlarında da çokça var.

Kahve&Tatlı: Viyana dendi mi akla gelen klişelerin başında şinitzelden sonra bu üçlü geliyor: Melange, Apfelstruder ve pek tabi Sachertorte gelir. Şimdi Demel Kohlmarket bölgesinde, Viyana’nın en ünlü Kraliyet Pastanesi Lisansı olan pastanesi. Çok kalabalık ve aşırı derecede kuyruk oluyor. Üstelik fiyatlarda bir hayli yüksek. Bu yüzden sizi yine alternatifler sunacağım.

Cafe Hawelka tesadüfen keşfettiğimiz Graben Caddesin’de bulunan bir yer. Çok eski bir restoran zaten içerisine girince dekorasyondan, duvarlardaki fotoğraflardan anlayacaksınız. Acayip bir nostalji var içeride. Burasıda çok kalabalık ve sürekli sıranın olduğu bir yer ama Demel kadar bekletmiyor sizi. Özellikle Apfelstruder’ı muhakkak burada tadın harika zaten kendi tarifleri imiş. Sachertorte malum Hotel Sacher’in kendi tarifi tabi ki orada yemek en makbulü ama hem fiyatları hem korkunç sırası insanın aşırı derecede ürkütüyor. O yüzden bu tatlıyı da burada deneyebilirsiniz. Adresi; Dorotheergasse 6, 1010.

Hayat kısa gezilecek yer çok. Çok gezin, çok eğlenin…

Zeynep

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir